Mehmet Akif Ersoy

islam Ansiklopedisi sitesinden

Git ve: kullan, ara
Mehmet Akif Ersoy

Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı ve Safahat şairi, İslamcılık akımının önde gelen temsilcisi

Mehmet Akif, Aralık 1873’te İstanbul’un Fatih semtinde dünyaya geldi. Babası Fatih Medresesi müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi, annesi Buhara’dan göç edip Tokat’a yerleşen bir aileden gelen Emine Şerife Hanım’dır.

Emir Buhari mektebinde eğitime başlayan Mehmet Akif burada 2 yıl okuduktan sonra 1879’da ibtidai mektebine yazıldı. Aynı yıl babasından Arapça öğrenmeye başladı. 1885’te Fatih Merkez Rüşdiyesi’nden mezun oldu. Mülkiye Mektebinin idadi kısmını bitirdikten sonra aynı mektebin yüksek kısmına başladı. Mülkiye Mektebinin 1. sınıfında okurken 1888’de babasını kaybedince, daha kısa sürede meslek sahibi olmak ve hayata atılmak amacı ile Mülkiye Baytar Mektebi’ne kaydoldu. Burada okurken evlerinin yanmasına ve çeşitli sıkıntılar çekmesine rağmen Baytar Mektebi’ni birincilikle bitirdi. Okul yıllarında güreşle ilgilendi. Tahsilinin son iki yılında şiir ile daha fazla meşgul olmaya başladı.

Baytar Mektebinden mezun olduktan sonra müfettiş muavini olarak memuriyete başladı. Edirne’de, Anadolu’nun ve Rumeli’nin çeşitli şehirlerinde bulaşıcı hayvan hastalıkları ile ilgili çalışmalar yaptı. Bu seyahatleri sırasında köylüyü yakından tanıdı ve halkın durumu hakkında doğrudan bilgi sahibi oldu. 18 yaşında başladığı hafızlığını sonraki yıllarda kendi kendine çalışarak tamamladı. İstanbul’da bulunduğu yıllarda Ziraat ve Makinist Mekteplerinde ders verdi.

2. Meşrutiyet’in ilanından sonra 27 Ağustos 1908’de Sırat-ı Müstakim mecmuasını çıkarmaya ve aynı zamanda bu mecmuanın başyazarlığını yapmaya başladı. Aynı yıl İstanbul Darülfünunu Edebiyat şubesinde Osmanlı Edebiyatı müderrisliğine tayin edildi. Balkan Savaşı sırasında halkı edebiyat yolu ile uyandırmak ve aydınlatmak amacı ile çalışmalar yaptı. Balkan Savaşlarından sonra Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye Camilerinde ümitsizliğe kapılmama, orduya yardım, birlik ve beraberlik gibi konularda vaazlar verdi. Bu sırada Hakkın Sesleri şiirlerini yazdı. 1913’te memuriyetten istifa etti. Bazı İttihatçı yazarların kavmiyetçi fikirlerine karşı çıktığı için Darülfünun’daki görevinden de ayrıldı.

1914 yılı başlarında Mısır ve Medine’ye gitti. Aynı yılın sonlarında Teşkilat-ı Mahsusa adına Berlin’e gitti. Burada kaldığı 3 ay süresince batıyı yakından tanıdı ve Almanlara esir düşen İngiliz ve Rus vatandaşı Müslüman askerlerin kamplarını dolaştı. Bu kamplardaki askerlere savaştan sonra bağımsızlık için çalışma telkin eden konuşmalar yaptı. 1915’te İsyancı Şerif Hüseyin’e karşı Arap kabilelerin Osmanlı Devletine bağlılığını devam ettirmek amacı ile Teşkilat-ı Mahsusa adına Arabistan’ın Necid bölgesindeki Riyad’a ve Medine’ye gitti. Burada Necid Çöllerinden Medine’ye adlı manzumesini yazdı. 1918’de Lübnan’a gitti. İstanbul’a döndükten sonra Darülhikmetil İslamiyye’de göreve başladı. Bu müessesenin yayın organı olan Ceride-i İlmiyye’nin idareciliğini yaptı.

Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşında yenilmesi ve Yunanlıların İzmir’i işgali üzerine Milli Mücadeleye katılmak amacıyla Balıkesir’e giderek Kuvayi Milliyecilerle görüştü. Zağanos Paşa Camiinde ve çeşitli yerlerde Milli Mücadeleyi destekleyici vaazlar verdi, konuşmalar yaptı. İstanbul’a döndükten sonra Milli mücadeleye katılmak amacı ile Ankara’ya gitmeye karar verdi. Ankara’daki Temsil Heyetinden gelen davet üzerine 10 Nisan 1920’de 12 yaşındaki büyük oğlu Emin ile birlikte gizlice yola çıktı. Büyük Millet Meclisinin açılışından bir gün sonra Ankara’ya ulaştı. Hacı Bayram Camiindeki ilk vaazından sonra görevinden izinsiz ayrıldığı gerekçesi ile İstanbul’daki memuriyet vazifesinden azledildi. 5 Haziran 1920’de Mustafa Kemal’in teklifi ile Burdur’dan Milletvekili seçilerek Meclise girdi. Eskişehir, Burdur, Afyon, Antalya ve Konya gibi şehirlerde Milli Mücadeleyi teşvik eden konuşma ve vaazlarına devam etti. Bu konuşma ve vaazlar daha sonra Sebilürreşad Mecmuasında yayınlandı. Mecmuanın bu sayıları sonradan özel olarak tekrar basılarak Anadolu’nun her tarafına ve cephelere dağıtıldı. Mehmet Akif’in yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart 1921’de TBMM tarafından Milli Marşımız olarak kabul edildi. Kendisi, verilen para ödülünü Darül Mesai adlı bir hayır cemiyetine bağışladı.

Milli Mücadelenin zaferle sonuçlanmasından sonra 1. Dönem TBMM 1923 Nisanında seçim kararı aldı. Mehmet Akif 2. Dönem Meclis seçimlerinde aday gösterilmedi. Ekim 1923’te Abbas Halim Paşa’nın davetlisi olarak Mısır’a gitti. İki sene boyunca kışları Mısır’da yazları ise Türkiye’de geçirdi. 1925 yılı başlarında mecliste alınan karar gereği Diyanet işleri başkanlığı Mehmet Akif’e Kur’an-ı Kerim’in tercümesini yapması teklifinde bulundu. Mehmet Akif uzun bir tereddütten sonra eserin isminin tercüme değil meal olması ve Elmalı M. Yazır’ın tefsiri ile beraber basılması şartı ile teklifi kabul etti.

Mehmet Akif 1925 sonundan itibaren geçim sıkıntısı ve diğer bazı sebeplerden dolayı sürekli Mısır’da yaşmaya başladı. 1926- 1929 yılları arında yoğun bir çalışma yaparak Kur’an-ı Kerim’in Türkçeye tercümesini bitirdi. Fakat bu tercüme üzerinde vefatına kadar çalışmaya devem etti. Mehmet Akif zihnini meşgul eden bazı endişeleri sebebiyle tamamladığı Kur’an Tercümesini Diyanet İşleri Başkanlığına teslim etmedi. Avans olarak aldığı parayı da geri verdi. Kendisi Mısır’da hastalanınca Türkiye’ye dönerken, yazdığı Kur’an Tercümesini yakın dostu Mehmet İhsan Efendiye teslim etti. Ona “Ben geri dönebilirsem tekrar üzerinde çalışır neşrederiz, dönmezsem yakarsın” şeklinde vasiyette bulundu. Mehmet İhsan Efendi, Akif’in mealini vefatına kadar kimseye vermedi. Kendi el yazısı ile eserin ikinci bir nüshasını çıkardı. Vefatından kısa bir süre önce Mehmet İhsan Efendi, oğluna bu iki meal nüshasını göstererek kendisinin vefatından sonra bunları yakmasını vasiyet etti. Bu vasiyetten sonra Mehmet Akif’in Kur’an Mealinin iki nüshası da 1961’de Kahire’de yakıldı.

Mehmet Akif, Mısır’da iken Kahire’deki Edebiyat Fakültesinde 7 yıl Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Mısır’da iken geçin sıkıntısı çekti. Eşinin rahatsızlığı, çocuklarını istediği gibi yetiştirememesi, vatan hasreti ve İslam Âleminin o günkü durumu onun üzüntülerini büsbütün arttırdı. Kendisine daima yardımcı olan Abbas Halim Paşa ile tahsil amacıyla Mısır’a gelen Türk talebelerle bulmaya çalıştı. Mısır’daki ilim ve fikir adamları ile dostluklar kurdu. Bu arada Safahat’ın 7. ve son kısmı olan Gölgeler’i Kahire’de bastırdı.

1935’te hastalanan Akif, hava değişimi için Lübnan’a sonra da Fransız idaresindeki Antakya’ya gitti. Hastalığı ağırlaşınca 17 Haziran 1937’de İstanbul’a döndü. Bir süre tedavi gördükten sonra yaz aylarını Abbas Halim Paşa’nın Alemdağ’daki çiftliğinde geçirdi. Son günlerini Paşa ailesinin kendisine tahsis ettiği Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nın bir dairesinde geçirdi. 27 Aralık 1936 Pazar günü akşamı burada vefat etti. Resmi makamların ilgilenmediği Mehmet Akif’in cenazesi Üniversite gençliğinin ve halkın katıldığı büyük bir cemaat ile Beyazıt Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Edirnekapı Mezarlığı’nda Babanzade Ahmet Naim’in kabrinin yanında toprağa verildi. Her iki mezar Süleyman Nazif’in kabri ile birlikte 1960’ta yol inşaatı sebebiyle bulunduğu yerden taşınarak Edirnekapı Şehitliğine nakledildi.

1986 senesi Mehmet Akif’in vefatının 50. yılı olması sebebiyle Mehmet Akif yılı olarak ilan edildi. Bu dönemde basılan 100 liralık banknotun arka yüzüne Mehmet Akif’in resmi kondu. Mehmet Akif’in ölümü üzerine yakın dostları beyitler ile Ebced Hesabı’na göre tarih düşürdü. Mehmet Akif, vefatından sonra şiirlere, romanlara, film ve dizilere konu oldu. Kendisi hakkında birkaç belgesel film de çekildi.

Eserleri: Mehmet Akif’in en önemli eseri 7 ayrı kitap olarak basılan sonradan toplu halde tek cilt olarak yayınlanan Safahat’tır. Akif’in bazı şiirleri Arapçaya çevrilmiş, bazı şiirleri ise bestelenmiştir.

Mehmet Akif’in yazmış olduğu 57 tefsir yazısının tamamı Sebilürreşad dergisinde Tefsir-i Şerif başlığı altında yayınlandı. Bu tefsirlerin 18’i Safahat’ta da yer aldı. Çeşitli camilere yaptığı vaazlar ve konuşmalar çeşitli dergilerde basıldı. Bu yazılar Kurtuluş Savaşı sırasında özel olarak çoğaltıldı, halka ve cephedeki askerlere dağıtıldı.

Mehmet Akif, ayrıca Arapça ve Fransızca olarak yazılmış bazı kitap ve metinleri Türkçeye tercüme etti. Bu tercümelerin de çoğu çeşitli dergilerde yayınlandı.


Kaynak

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt 28 sayfa 432- 439